onsdag 17 mars 2010

Turk Medya!

11 Mart 2010 tarihinde İsveç Parlamentosu’nda yapılan bir görüşmede 1915 yılında Ermeni’lerin, Asuri/Süryani/Keldani’lerin ve Pontus Rumları’nın 1915 yılında soykırıma uğradıkları hakkındaki önergeye evet oyu verdim. Ben, bu 1915 kurbanların ve onların yakınlarının mağduriyetlerinin kabul edilmesi hakkına sahip olduklarına inandığım için bu önergenin kabul edilmesi yönünde evet oyu kullandım.

İsveç Parlamentosu’nun almış olduğu bu karar Türk medyasında çok sıcak ve sert bir tartışmaya yol açtı. Benim Türkiye kökenli ve aynı zamanda Kürt kimlikli olma gerçekliğim birçok makaleye ve çok sert ve ağır ithamlara neden olmuştur. Ben, bu sıcak ve tehditkar atmosferin Kürtler’e, Ermeniler’e Asuriler’e ve ülkedeki diğer azınlıklara karşı daha fazla yükselmemesi için, Türk basın organlarına bu konuda her hangi bir yorum vermemeyi tercih ettim.

Benim bu konudaki düşüncem ve kararım asla Türkiye’yi cezalandırmak temeline dayanmamaktadır. Aksine, Türkiye’deki reform sürecinin devam etmesinin zorunluluğuna ve Türkiye’ninin gelecekte AB üyesi olması gerektiğine inanıyorum. Ben Türkiye’de tartışma atmosferinin daha da özgür olmasını ve ülkenin tarihi ile ilgili resmi görüşleri eleştirenlerin takibat ve adli süreçlere tabi olma korkusu taşımadan görüşlerini açıklayabilmelerini umuyorum.

Ben, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığımın kaybettirilmesi hakkında taleplerin ileri sürülmüş olduğunu biliyorum. Bu konuda Türkiye’nin ilgili resmi kurumları veya mahkemelerinin nasıl karar vereceklerini ben etkileyemem. Ancak, bana göre Türkiye Cumhuriyeti, bu devletin vatandaşlarının farklı konularda farklı görüşlere sahip olabilme hakkına sahip olduklarını, bunun Dünyanın her yerinde kendi vatandaşları için geçerli olduğunu kabul etmek zorunda olduklarını bilmek zorundadır. Eğer Türkiye benim vatandaşlığımı bugün kaybettirirse, bu konuyla ilgili resmi devlet kurumları yarın binlerce insanın vatandaşlığını kaybettirme zorunda kalacaktır. Bu izlenmesi gereken doğru bir yol değildir.

Son olarak da belirtmek istiyorum ki böyle nazik bir konuda ben ne Fırat News ne de başka bir yabancı (İsveç dışında) bir basın kuruluşuna röpörtaj vermiş değilim. Aksine, benim adıma yayımlananlar benim şahsi ”blog” sayfamdan alınmış farklı alıntılardır ve benimle yapılmış röpörtaj olarak yayımlanmıştır.

Gulan Avci

4 kommentarer:

Stefan sa...

Hej Gulan.
Ursäkta men vad betyder detta? Har du skrivit det eller?

Anonym sa...

Svenska tack?

Gulan Avci sa...

jag förstår att ni undrar varför jag har ett inlägg på annat språk än svenska. Texten är skrivet på turkiska och är ämnat för hela den turkiska mediakåren i Turkiet.

Vill även påpeka att kommentarer som inte är sakliga ryker direkt, även kommentarer som inte skrivs på svenska.

Detta inlägg är ett undantag.

Vänlig hälsning
Gulan Avci

Meyro sa...

Vilken duktig politiker du är som bryr sig om de mänskliga rättigheterna.

Det du gjort är en historisk insats.
Jag vet att du är en förebild för många kvinnor, speciellt kurdiska kvinnor.

Så länge det finns sådana människor som du så finns det hopp.

Jag önskar att våra turkiska vänner också kunde bry sig om den verklighet som du har kämpat för, när du skrivit om ditt kurdiska folk och att du känner till vad delar av folket en gång i tiden utsatt armenierna för.

Historia är ju historia, det går inte att förfalska den verkligheten. Vi är ju barnbarn till den generationen som dödade och dödades, vi måste försonas så att vi kan förebygga konflikter och för en bra framtid.

Trots att 95 år har gått så är det inte för sent, det är inte bara historiker som ska bry sig om 1915 utan även politikerna eftersom det har blivit en politisk fråga av folkmordet, Turkiet gjorde den till en politisk fråga.

Men vad som än hänt så är vi bröder och systrar, kurder armenier turkar assyrier osv. Vi måste fortsätta att leva tillsammans och tolarera varandra.

Skulle det inte bli lättare att Turkiet redde ut det här problemet så att omvärlden inte skulle tvingas ta ställning för/mot den turkiska statens brott?

//
Meyro